31 Ocak 2011 Pazartesi

http://bakbinediyeceimsanaamaevat.blogspot.com/

şehrinde kalmıyorlar diye
bütün trenlere
küsmek gibi...


nazlıhan hanecioğlu

18 Ocak 2011 Salı

16 Ocak 2011 Pazar

dağınık,

gecenin yarısı, saman kağıtları, koparılmış sayfalar, kalem, kağıt para, kaktüs çiçeği...
desenlerden konuşmuştuk, nasıl gördüğümüzden.. yok saymak olabilir mi diye sormuştun, saymak belki ama yokluk başka bir şey demiştim...

bu kadar çok şeyi ne zaman, hangi aralıkta söylemişim?

kendisi ile konuşmaktan korkan çocuklar gibi...

belki ama korku kesinlikle başka bir şey...

başka birinin hikayesinde duvar fotoğrafları gibi asılı kalmak şehire, tepeden en sona kadar ıslanmak, kış gelmişte görmemiş olabilir misin? belki...

çok sigara, kahve... bu bardakları da atmalıyım, sonra evin köşesi bucağı, her yerini söküp parkeleri kazımalıyım, öyle ki;
hayat bulsun mevsim bir şekilde...

içinden kediler geçen bir şeyler yaz bana, kısa kısa, okuması zor olmasın. sonra bir yerlerine bırakacak bir şeylerimiz hep olacaktır zaten giderken şehirden... öyle boşluk işte... kış parkları gibi...

sana ne getireyim?

beni de götür... kumları ben toplarım...

benim sahnem miydi, bir filmden mi çalmıştım? gece yarısı bu uğultu, müziğe karışmasaydı eğer, kim tutacaktı sert şarkıların reçetesini?

orta çağımdan kalan bütün giysilerimi dağıttım, şehir beni giyiniyordur bundan böyle bir bakıma.

duvarlarda olmayan fotoğraflar gibi... kötü çalınmış bir şarkı gibi, değeri kendinden hafif, çalınsın diye söylenmiş bir şarkı gibi, varken yok gibi.

söylemediklerin
kime nasıl anlatılacaksa eğer
görülmemiş günlerin var demektir
ufukta kaybolmuş şehir
uzak bir ihtimalin yansımasıdır aslında
gidilmeyen ne kadar şehir varsa çantanda
orası senindir, senin yokluğun
yokluğa yaslanmaksa

tanımadığın her yüz
kendine yazılmış bir
acı olur

sokak
sinirle ağlayarak yürüdüğün
bu
bıkkınlıktır
ne de olsa
gün gelir
ilacın olur
anlatılanlar
unutamadığın her şey
bir gün
gelir
eninde
sonunda
.
..
...
ziyan olur



msd/kader sokak2011
hatıralar: 1
şehir : 0


...çünkü eski dostlar iyidir...
iki gece müzik, hatıralar... konuşmak güzel..


nasıldı?...

'hiç şarkı yazamadım, Bodrum gecesi yüzünden'...


msd

13 Ocak 2011 Perşembe

çok canım sıkılıyor
kuş vuralım istersen...

12 Ocak 2011 Çarşamba

şehir biter...

Buraya birşeyler yazmak gerek. Otobüsler bir hareketi anlatıyorlar, insanlar kaygısız. Yakında gelecek olan kışı unutmuş sanki Ankara...

Böyle günlerde dışarda olmalı, parkları değilse de terasları bir bahar, bir kentin sonunu görmek boşluğudur bozkır.

Coğrafyasıyla kavgalı kaç insan tanıyorsan yolu bozkıra düşmüştür. Düşmek; ras(t)lamanın bir yan ürünüdür.

Daha fazla ilerlemesin diye uhuyla tutturulan ayrılıklar, ortada görünmemenin imkansız olduğu bir kalabalık buhranıdır Ankara....



msd/ocak2011

8 Ocak 2011 Cumartesi

aramızda ben varım

Ağzım kanıyor, böylesini beklemiyordum! Sonrası sözün durgun yankısı,ağzımda kanayan… Başka bir yataktayım, benim, dinlemiyorum hikayemi. Cami önünde tipiye tutuluyor aşk, ben o sırada duvara işiyorum…

Köpek gibi içiyorum, boğazım yanıyor. Kendimi bulamıyorum gecenin yarısı, eski sevgilime derdimi anlatamıyorum, telefonu yüzüme kapatıyor!Eskiden de hiç cesur değildi zaten.

-çok yalancısın!

-…ne olmuş biraz olmayana öykündüysem! İki bardağın da promili aynı değil mi?... Şimdi sen aynı şeyi içip,cbenden daha dürüst olduğunu mu söylüyorsun? Sen çık ben kalıp biraz daha konuşacağım…


Aramızda Ben Varım Hikayesi….


Benden nefret ettiğini söyledi. Benden nefret ediyor oluşunun üzerimde bir etki bırakmasını bekledi. ’ben de..’ dedim… ’ben de kendimden nefret ediyorum’… biraz papatyaya vodka doğradım, içtim… Bardak halının üzerinde, bayağı bayağı içtim yani, radyoda bi’ şeyler de çaldı ama dinlemedim…

Ben ayıldığımda o sarhoştu,sonra ben yine sarhoş… ’Seni terk ediyorum’ dedim, umursamadı… Dönüp dolaşıp ona döneceğimi biliyor.. ’Kendine gel..’diyor, kendine gelinen evde yok ki! ’Ben bi arkadaşa bakıp çıkacaktım, sen kendi ellerinle yumuldun yüzüme’..dedim,güldü…Uyandım…


Ekseni Bozuk ( Ya da Seni Kendime Sakladım ) Meselesi…


Hoşça kal diyor… Neye ve kime göre? Kendime göre olsa, üstümü değiştirmeye üşenip evde denediğim gömleklere benzeyecek, üstüme oturmayan… Geri götürülmeye de üşenilecek, yazık olacak… Ona neden sorular sormadığımı anlamayacak, bir kalıba, bir anlama, bir ünleme, bir yalnızlığa, bir can sıkıntısına, bir şeylere yoracak, benim üzerimden kendi kadınlığına politika yaparken beni unutacak. Ben çoktan huysuzlanmaya başlamış olacağım, gözüm paydos saatinde…


Mektupların Bende Kalmış… Anahtarlar Hala Sende mi?


İyice sarhoş olduğumda sana tekrar göz koyacağım. hangi deniz kendi iskelesini umursar? hangi çocuğun bisikleti mağazadakinden daha güzeldir, hangi tokluk açlık kadar şiddetli olur? Bütün bu soruların tek cevabı olacaksın,içeceğim… Köpek gibi ısıracağım kendimi, hep o vitrindeki bisiklet olacaksın, hep benimkinden güzel, hep başkasının… Hal bu ki; ben bu zamanın bütün taşıtlarına bizzat binmişimdir.

Sıradanlığını görmezden geleceğim. Sırf güzel bir hikayem olsun, yaz sarhoş etsin, yalandan bir sızım olsun diye büyüttükçe büyüteceğim seni, sonra yazın şeklimi değiştireceğim, anlatım bozukluğuma örnek teşkil edemeyeceksin.


Bana Bir Sır Ver Çok korkuyorum….


Yalan söylüyor oluşumla doğru bir yalakalığın arasını yalamaya çalışıyorsun, rengin hep gri! İçtikçe içiyorsun, senin derdin yaşadığın ama…(hep başa dönen anlamsız bir şarkı…) ya yazıp, inanmaya çalıştığın hikayenle! boşuna bana hesap ödetmeye çalışma, ben bu fondipleri sen istiyorsun diye yaptım! Yani eksik aşk maceran, etik, ahlak, düzen, şefkat, onur, utanç adına ki bunu bile kabulden korkarak… kaçıp duruyorsun ama yanıp tutuşuyorsun ihanet için… için için aldatıyorsun her şeyi ve herkesi, sonra da bana yalancı diyorsun.. benim ne bok olduğumu herkes biliyor, kendim bile!

İşim bitti, tüpü de açık unutmuşum, ufak bir kundaklama işim var evde, bekleyemeyeceğim yani seni. Ama sen uğramak istersen egolarını, ihanetlerini, yalanlarını ve şat bardaklarını da getirmeyi unutma, rulet oynarız… Ben sana korkak derim,sen bana piç kurusu! En çok dayanan kurşunu ısırır, ya da seviştiğimizi farz ederiz…tırnaklarımın sırtını çizdiğini unutuyorsun!

Sen bir ağaçsın, cinsini değilse bile kokusunu bildiğim,’orman’ inancın beş paraya düşmüş gözünde… bir düşün şimdi; orada kök tutabileceğine emin misin?


Cuma’dayım Dönebilirim... belki...


Bütün bu olanlar aslında tek bir mektubun sonuna sığdırılabilir. Kanatamıyor ki yaşanılanlar hiçbir günceyi. Ben toz toprak bir sinir krizini boğazlıyorum bu gece, yaşadıklarım yaşayacaklarıma çelme takıyor, bileklerimdeki kesik izlerimi gösteriyorum flu bir mutluluğa ki; varolan ne varsa adını benim koyduğum konusunda hemfikiriz.

Büyütesim geliyor seni, hiç yoktan aşık olasım hiç umurunda olmadan, sırf laf olsun diye dokunaklı intihar mektupları yazasım… sonuna kadar rezil, sonuna kadar riyakar olasım geliyor. Kapıya bakıyorum, gelen giden yok…

Kapına mektuplar bırakıp gizliden kapıyı açışını izlemek istiyorum. Zarfın içine mektup yerine gece koyduğumu unutuyorum, Nerde hata yaptım diyorum, matematik değil miydi yoksa? ben mi yanlış anladım?

Sana kocaman laflar edesim geliyor, okuduğum bütün kitapları anlatmak, sustukça susmak geliyor. Seni yalan yapasım, aklıma takasım geliyor, böyle garip, anlamsız, gereksiz bir hikayede tırnaklarımı saçlarına sokasım geliyor. Bana yumruk atmanı diliyorum, sert bir cisimle yaralanmak istiyorum senin tarafından, faili sen bir mutsuzluk istiyorum senden, sırf rakı kafayı bulsun diye…


Gündüz Gelme… Evde Ben Varım…


Yüzüne baktım, gerçek olmayan bir şey var yüzünde, zoraki bir sabah gülümsemesi, ’yani ne gerek vardı canım,bi daha böyle içmicem’’ in bıkkınlığını yakaladım, utanmadım ama fotoğrafa da hiç yakışmadım. Uyudum,geçti. Uyandığımda aynı adamdım. Aslında ben ne zaman linç etmek için uyansam bir önceki gecemin düşlerini ,önce saçlarımı tararım! Gençliğimden saklanmış bir acı gerçek, bir dip_not ararım, birileri bir şeyler bırakmış, yanımdan gitmek zorunda kaldığı için üzülmüş gibi hissetmek isterim. Odamın içi el değmemiş bir olay mahali, suçlulardan biri ben, diğer taraf kapı-duvar… gelen giden üstünü giyinip çıkıyor.

Seni odada rehin tutmak, yatağa bağlamak, bağırmaman için tehdit etmek gibi sapıkça fikirler de geçiyor aklımdan ama ‘yok artık!’diyorum! Yine de sert bir cisimle yaralanmak istiyorum senin tarafından!

Bir hikaye istiyorum, sadece beni ilgilendiren. Sana düşkünlüğümse filmlerdeki kadınlara en çok senin benzemenden… Seni kıskanmak, sesin yüzünden saçma sapan dağılmak, burnumun ucunu alkole batırmak istiyorum. Köpek dişlerimi bileyip kendime saldırmakta istiyorum… Bir gece yarısı kendimi arayıp derin derin solumak bile istiyorum çoğu zaman…

Senin dilini çözemiyorum çünkü sen Marvel’lisin. Ben doğma büyüme buralı ama aslen fransız’ım dünyaya… Karşında kendim gibi tek bir cümle kuramamış olmak sinirlerimi bozuyor, tenin aklımı karıştırıyor, beni bir anda o en aptal, en ergen halime dönüştürüyorsun, çünkü gözlerin Moğol, ellerin kadın kokuyor. İçip içip neden böyle davrandığından bahsediyorsun, hem de gözümün içine baka baka ve davranılanın ben olduğuma aldırmadan. Yazılan ve söylenen her şeyin bozuk bir silahın sarpacığı gibi sallanmakta olduğunu sen de biliyorsun hatta sarpacıkların saat aparatları olduklarını da ama sormaya bile tenezzül etmiyorsun. Biliyorum; biz oyun arkadaşıyız…

Yazacak çok şey var, maalesef yazılamayacakta. edebiyat kaygılarımız, zarflamaya üşendiğimiz yalanlarımız, diktirmeye kıyamadığımız bilek kesiklerimiz de var ama biraz daha derin kesiklere meyil etmek cesaret istiyor… İkimiz de çok nariniz, hiçbir şeyi hak etmiyoruz! Yine de güzel oluyor, sabahı kötüyse de, alkolü ve gecesi güzel oluyor. Yine geleceğim, o açıklanamaz kokuna ve yüzüne tekrar yakın olabilmek için…


msd/ankara...kış

Aramızdaki Şey.

' sanki bu şehrin başına bir felaket gelmişti. Sanki herkes apar topar göçmeye hazırlanmış, o telaş içinde fazla yük olmasın diye başkalarının gözünde hiçbir değer taşımayan, yalnızca kendi geçmişini diri tutan ufak tefeğini alelacele elden çıkarmıştı. '



Tomris UYAR
(Aramızdaki Şey. )
'aramızdaki şey.'


ne güzel hediye, hem de kış ortasında...

4 Ocak 2011 Salı

Birgün Sabah Sabah

Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten.
Vapur düdükleri ötmededir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...

Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber.

Şarkılar söylemişim pencereden,
Uyanıp uyanıp yine dalmışım.
Biletim üçüncü mevki,
Fakirlik hali.
Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
Sana Sapanca'dan bir sepet elma almışım...

Ver elini Haydarpaşa demişiz,
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
Hava hafiften soğuk,
Deniz katran ve balık kokulu
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu...

Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,
-Kim o ? dersin uykulu sesinle içerden.
Saçların dağınıktır, mahmursundur.
Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni,
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten.
Fabrika düdükleri ötmededir


Turgut UYAR

3 Ocak 2011 Pazartesi

medem ki
çizgilerimizi sayıyoruz
görmediklerine laf etmeyeceğim


msd