17 Mart 2010 Çarşamba

başka birinin sesi




Başka birinin sesi…

Uyandım, telefonum uzun uzun çaldı,sanırım telefona uyandım.hatırlamadığım,rüya olduğundan emin olduğum bir rüyadan gerçekliğine dair bi dünya şüphem olan dünyama uyandım,telefonda kendi sesim…kendimi bilinmeyen bir numaradan arayıp telefonu yüzüme kapattım!sana uzun uzun bilmediğim bir dilde yazdım sonra…mektuplarımı aldın mı?aldıysan ağla,ya da çok sıfırlı bir tükenmek değil midir zaten aşk?ne fark eder ki;söz söylemek hep pahalıya patlamıyor mu sonunda,söylememekse pişmanlık…ben yılın hangi günündeysem sende o günündesin nasılsa.

Canım sıkıldı,aforoz ettim kendimi evimden, camlar kapalıydı…anahtarlarımı unutsam kimse açamazdı kapıyı. kollarım ağrıyordu, yan odada da birisi ağlıyordu ama yerim öyle rahattı ki! can sıkıntısı örtüyordu masayı,örtü sanıyordun,farkında değildin ama her yemek sonrası çatalı tabakla benim arama koyuyordun,elin elime değmiyordu…bazı geceler başka birinin sesiymişim gibi uyanıyordum,solumda yastık…zaten uyumak yarı delilik değil miydi birazda?

Sinirlerim bozulmuş, farkına varmamıştım. Anlatmaya çalıştığım bozuk bir söz kalabalığıydı, kimseyi duymak istememiştim ki ben! Yolunu şaşırmış bir bıkkınlık düğümlenmişti boğazımda, eskiden kahveyi iki şekerli severdim…

Başlamak için müsait bir yer arayıp durdum,ya da inebilmek için kendimden. Söz ile sus arasında gidip gelen , en çok hangi saatine düştüğümü bulamadığım bir cinayet seansında grup arkadaşlarımdan tiksindiğimi anladım içim rahatladı…yeni bir kitabın sayfalarını kokladım,okumaya başlamak için müsait bir yer aradım,sabah uyandığımda evi su basmıştı,mutfak şüphesiz en müsait yerdi bir kitaba başlamak için…zaman yüzü yok bir imdat çığlığını tercüme etti gözümün önünde,kılımı bile kıpırdatmadım! ...

Söylediklerime inanmak ya da sadece inanca tutunmak için yüzüme uzun uzun bakıp binlerce yalana bulanan bir lanetliler provasını ıskaladım,sessiz sedasız çocuk şiirleri astım odamın duvarlarına…aynı sayfada satır aralarına sıkıştırılmış bir yorgunluğun eksik kalan tek cümlesiydim,kendimle aramda hep bir satır çizgisi,dil bilgim para kazanmama yetmiyordu…kutsadığım birkaç cümleyi de ezberimden okuyup sesim kısılana kadar güvercinleri taşladım.

Olduğum yere yığıldım,bir teras dolusu ben vardı etrafımda.çalan müzik hiç bir ben i ayrıştıramıyordu…bütün ben ler toplanıp,ben ler arası masatenisi turnuvası yaptılar ,haliyle kavga çıktı,bir ara Japonca bilen ben hepsine harakiri yaptırdı…bilinmeyen bir oyunda kural dışı bir haksızlık hissettim dudaklarımda ,ellerim titredi…müzik,çocukluğumdan kalma tanıdık bir ev kokusu,nerede ve ne zaman koklandığı asla hatırlanamayacak bir gökyüzü tepemdeydi…işte bütün meselede buydu!!!

Sesimi susmaya karar verdim,zaten benim olduğu kesin değildi,radyoda kendi sesimden bir şarkı çaldı ilk defa duyduğum…zaman ya da aklımdan geçen her hangi bir şey,bu benim tarifsizlik çıkmazımdı.kendine dönük,nasıl yorumlandığı fark etmeyen bir hayat ikilemi,bitirme tezim buydu…

Mevsim kendini şaşırdı,güneş kabul etmek istemedi zamanın geçtiğini.farkeden ne diye sordum,istesen de istemesen de döneceksin işte…tek mezurluk bir ayrılık şarkısını hicaz bir tezatlıkla seyrelttim,majöre kesti yoksun’luk…ayrılık dedikleri şey hep birinci tekil şahıslara musallattı nasılsa…başlığı çok önceden atılmış bir nota mektup muamelesi yaptım,anlatacak çok şey yoktu çünkü,zaman çoktu sadece…

Bu yarışta kendimi bile geçtim ben,ikinciyi geçince birinci oldum,birinciyle uyuyunca şaşı kalktım,bir sigara yaktım iyi geldi…’’hayallerimi yaktım,ev sis duman…’’o kokuyu kim çıkaracak evden?davası sansasyona yol açan bir kediyi boğazlamaya teşebbüs ettim misafirlikte,bütün gözler üzerime dikildi,sustum…kimseye veda etmeden evime döndüm.izlemediğim bir filmin bilmediğim bir dildeki müziklerini dinledim bütün gün, sonra kendi filmimi sansürledim…tam kediyi astığım sahneyi keserken zil çaldı,delikten bakmadan açıverdim kapıyı,ev sahibim çeyizimi getirmiş,kahveyi o yaptı fallara ben baktım…

Komik bir hikayenin metninden sözlüye kaldırılmış çocuklar gibiydim ev sahibimin karşısında, tirajı komik demenin ne demek olduğunu bilmiyorum dedim,cümle içinde kullanmışlığım var yalnızca,hem zaten benim hikayelerimin genelde virajları komiktir… aşkı sek alınca levhaları görmem zorlaşır,her gece başka uçurumun uçuşunda açarım gözlerimi…bir de şu zaman dediklerini anlamıyorum dedim,zamanla anlarsın dedi….tutukluydum şehirde,anlamsız bir mevsimdi,soğuktan başka hiç bir ipucu yoktu kış olduğuna dair,ben bir şey yapmamıştım,aslında o bir şeyi defalarca kereler bilinçli olarak yapmamıştım…

Söz vermiştim,asla tutamayacağım binlerce sus gibi…yine de söyledim,kendime yalan da olsa bir şeyler vermek istedim hemen gitmeyeyim diye…iki seçenek…ölene kadar devam eden bir hayat için çok azdı…insan kendisini kötü hissediyordu.yapılan her şeyin bir sebebi olması gerekmiyordu ki,her sebebinde bir sonucu,yalnızca hayattı işte…bütün o ilahi sessizlikten uzak bir tonlamayla resmedilen yoksunluk,ne siyahtı ne de beyazdı,sadece sesti…soluksuz bir adalet içgüdüsü hiçte insancıl değildi aslında!... yani o gün ben ne ağaçtım ne de toplamım bir orman olmama yetiyordu. sesimi alıp gitmeyi bile becerememiştim…ellerim yüzümde ,ne geceyi ne de gündüzü gerektiği gibi sevebilmiştim…

İçimdeki bütün yoksunlukları denize dökebilmek için çıktığım yolculuklarım ,yolcu olmamın,emanet hissetmemin verdiği tedirginlik çıkmazlarım ki amaç zaten emanet durmaktı kentin kalabalığında… o anlamsız,rahatsız güvenlik arayışlarım,hepsi birikip terası tıka basa doldurmuşlardı,Japonca bilen ben hepsine rüşvet teklif etti…

Akşamdan kalma bir sinir bozukluğu muydu hissettiğim yoksa acıyan parmaklarım mı engelliyordu beni bilmiyorum…saklı hiçlikte cevaplar vermiştim sorulmayan sorulara, anlamsızlık ilk cevapta başlamıştı…sesimi susmaya karar verdim,zaten benim olduğu kesin değildi…radyoda kendi sesimden bir şarkı çaldı ilk defa duyduğum,evi kundakladım çeyizimle…Japonca bilen ben kapıları üzerime kilitleyip komşuya kaçtı…

5 yorum:

otto dedi ki...

ne fark eder ki;söz söylemek hep pahalıya patlamıyor mu sonunda,söylememekse pişmanlık…

pişmanlık söylemediklerini duymakla başlar.
utançsa duyduklarını söyleyerek.

işin püf noktası konuşurken kendini dinleyebilmek sanırım.

ama dedin ya insan genelde yabancıdır kendi sesine.
o başka birinin sesidir, ahizenin ucunda...

selçuk dedi ki...

bütün pişmanlıklar artık söyleyecek bir şeyimiz kalmadığında mı başlıyor yoksa?

konuşmak iyidir hepsinden...

sus dedi ki...

Hayyam demiş:

Dünya padişahın, kayserin, hakanın olsun;
Cehennem kötünün, cennet iyinin olsun;
Tesbih meleklerin olsun, temizlik Rızvan'ın:
Sevgili bizim olsun, canı canımız olsun.

...

Mevlana dönmüş:

14

Her sırrı bilen o ihtiyat âlimden
Hiç bir şeyi gizlemesin isterdim ben
Sessizce dün akşam gelerek "sorma" dedi,
"söylenmeyecek şeyleri hisset, öğren"

...

Eda Hatun demüş:)

pişmanlık nerde kimde
güneşe çevir yüzü boynu
birbini görmeyi öğren bi daha
tanış kendi canınla tanışır gibi
ne de olsa o sen ben sen sen o o ben
canlar birbirine değerse
sesi susmaz
o zaman pişman olmaz
vazgeçme....

fena havaya girdim beni bozdu yeniden bu rubailer....:)

masal dedi ki...

Her ne kadar kitap kokusunu duymasamda,kitap okur gibi sayfa sayfa okuyorum yazdıklarınızı..
ve bu kadar geç bulmuş olmak sayfanızı, üzüyor beni:)

selçuk dedi ki...

geç, olsun.
iyi ki bulmuşsun.