17 Mart 2010 Çarşamba

yazdıklarımı okudun mu?

masamın üzerindeki kalemleri ayıkladım bu sabah.. uzun zamandır ilk defa işe tam zamanında geldim,ne erken ne geç...tam zamanında.

belki de bu semtten taşınmalıyım diye düşündüm,hayır bu kentten taşınmalıyım dedim sonra...

gidemeyeceğim...

bu parkları,insanları,sokakları,kedileri ve bu soğuğu terk edemeyeceğim.

sözünü verdiğim her şey öylece salınıyor pencerenin dışında.sabah yorgun uyanmamı mevsime bağlayanlar var oysa ben bu mevsimden kopalı yıllar oluyor.

16 yorum:

sus dedi ki...

mart açılımını yapmışın şeker...

son cümlen beni yerlerde sürükleyip yaralamama sebep oldu, topla kendini mevsimler döner (bu da tam gün gelir devran döner gibi oluyor ama:))terk edemiyorsan yaşa madem! yaşayamıyorsan da bir ihtimal daha var o da dönmek mi dersin? dönüyorsan welhasıl terkedemiyorsun...o dönüyor; sen dönüyor bu dünya benim dünyam herkesin dünyası dönüyor...

dönmek güzel bi laf; yeni öykü-hikaye alıştırması için bir kelime mi olsa ne dersin?

not: 1)bu yazı tam bir denyoluk oldu ha:)
2) bana rtüklü biri lazım sen ki çevresi kocaman bi insansın sende vardır belkim?
3) bi ara şarap içelim... ama sen şarap sevmiyodun mu? neyse işte bi ara bu hava bitsin bahar gelsin içelim..:)

selçuk dedi ki...

ortak yazılarımızı silinmemiş bir sanal alem serinliğine terk etmiş olmandan dolayı kırgınım dicem ama güleceksin,biliyorsun çünkü çok netameli sinirlenemiyorum sana.

gitmek...

karşıtıyla eş anlamlı, yakınlaşıldıkça yabancılaşan yegane sözcük... gittiğin kadar gelmiş oluyorsun başka bir şeye ne tuhaf. gidemiyorum da kalamıyorum da işte biliyorsun parklara düşkünlüğümü..

rtük...

çevrem çapımdan geniş ama bana ne faydası var:)
rtüklü tanıdık vardı ama geç kaldın,bir alkol gecesinde sansürledim ablayı, afaroz ettim prime time ımdan.

şarap...

içmek için havaları beklemeyelim..bahar açılışını şili meydanında yapabiliriz diye düşünüyorum.

alıştırma...

öykülerimizi bu kavrama alıştır-ma yalım yine de...ama yazmadan da olamıyor haklısın.

sana iki anahtar o zaman;
1. dönmek, gidebildiğin kadar
2. werlo&stankowski-lady grey
mızıkanı alıştır bakalım ne olacak...

otto dedi ki...

hey hey beni de alın aranıza.
ben de seninla ne zaman tanışırım diyordum sus.

ayrıca ben şarap da severim parkları da...
bahar bayramında ban da yer var mı:)

selçuk dedi ki...

gel tabi ama neydi o seğmenler de çevirdiğin yoyonun büyük olanlarının adı?
onları da getir olmaz mı?

bahar bayramı geç kalıyor, çünkü ankara ısınmıyor.güneş çıkıyor ama ısınmıyor işte...

hem tanışmış olursunuz sus la.

sus dedi ki...

mereba otto:) ben de tanışmak isterim belki de bi bakmışın tanışmışızdır bile...

selçuk bana ödev vermiş ben ki tembel insan olarak oturdum çalıştım: bu şarkının üç notalık kısmısını çözdüm şeker ama her zaman olduğu gibi bağlaması sıfır artık onu parkta... ben yine de çalışırım:)ayrıca prison song'un hayranıydım burda görünce daha bi sevindirik oldum du onu da çalışıyım...

bu arada tuncay korkmaz mızıkçı melodiler diye albüm çıkarmış şiddetle ve de hevesle tavsiyem olsun herifin albüm hikayesi güzel, kendi güzel albümü de güzel olmuş; albümde çalanlar sokak grupları üstelik! ya biz de park grubuyuz ya neyse...neyse çalış, sorucam!havuzbaşının gülleri'nden başla!

ya yüksek izinlerinizle yıllardır şarkı söylemiş ama bi sebelerden pek söylememiş bi süredir bi arkadaşımı da çağırcam ben bu park buluşmasına çok şeker bir insandır. şak şak park bahar bayramı olduk!

şimdi önümde iki kedi çiftleşiyor! sanırım ankara farkında değil ama bahar gelmiş...

son kertede metanet ile netame kelimelerini karıştırıyormuşum neyseki tdk var yoksa napardım, bir anlamını da öğrendim bu sayede sürekli kaza geçiren kişi de netametli oluyormuş...dramımıza daha uygun gibi:)

hazır bu meseleye de gelmişken: ben mi bıraktım bloglamayı allahsız! bakınız son yazı kime ait? seni kanaatçi commentçi insan!
severim sarılırım ve de elbet gülerim insan sevdiklerine güler geçer ama değil kırılmaz? (hadi hadi...)

selçuk dedi ki...

bu kadro genişlesin hatta derim ki ben eğer bizi burdan okuyan varsa onlarda gelsinler,başımızın üstünde yerleri olsun...tarih kararlaştırılsın,hava durumu görmezden gelinsin:)

ottoo ipod unu getirsin,sus mızıkasını,diğer davetliler neleri varsa onları ama ısrarla kendilerini ve içkilerini getirsinler:)

öperim herkesi,sevgiye boğdum bu güzel ankara akşam üstünü...

selçuk dedi ki...

eda...

sana bir ödev daha o zaman:)
cenk taner buradan uzaklara...
günlerin anlam ve önemine uygun şarkılarla parka yayılalım yine.

sus dedi ki...

gideriz diyebilirim
gideriz gideriz
iki tınısının arasındaki o sesi
dinlendirirsek
gideriz burdan uzaklara...

uzaklaştıkça burdan
döneriz belki buraya
bakar bakar gülümseriz
birbir-izlerimize
ama gideriz gideriz...

şarkıyı çalışçam..heyy, road to hell'i unutma unuturum seniii:) dökül bakalım bu akşamın üstüne

ortaya bu durumda: pazar; seğmenler? saatler öğlenden sonra? (ben akşam dokuza filme gidiyom)

selçuk dedi ki...

road to hell!! güneşli bir pazar günü için ne ironik bir misilleme:)

hani vadiye gömecektik alınganlıklarımızı?

pazar çok zor,ama kırlangıç sokak 5 numaraya uğra sen yine de.

o zaman bir şarkı daha...

o da senden olsun.

otto dedi ki...

bu güneşler yalancı güneş, ev iyi, ev sıcak.
evde ıpod değil, evde external var:)

holleyyy:))

sus dedi ki...

çemberimde gül oya
oy oy external diskinizi yirim
ama yok mücadele parklardan yana
güneş çıkıyor yavaş yavaş
parkta ısrarcıyım, gelmeyini de ısırırım

aynı anda hem mutlu-hem üzgün olabiliyorum bu nasıl bir iş ey ruh
olur öyle huy!
kırlangıç hikayesini hatırladım şimdi kırlangıç sokak deyince; ne mutsuz bi hikayedir o ama sonu güzel..

reperturımızın şimdilik son şarkısı giriyor radylarımızdan rüzgarınıza yayılıyor:
sebahat abla: müslüm gürses-sezen aksu
tabi bu şarkıya flüt-ney güzel olur bil bakalım kim gelmiş ha artvin-hemşin'den buraya da?..:)

selçuk dedi ki...

ottocum ben de parklardan yanayım, park her daim evladır.

sebahat abla üstüne notlar:
ben yazılan şarkının sebahat abla ve eşref ağabey ile ilgisi olmadığını, yazan sezen aksu kişisinin eskiye özleminden kaynaklandığını düşünüyorum.

'yara gibi gülümserdi' dizesi çok kalbimi acıtmıştır, hala da acıtır.

artin den kalkan otobüsün son yolcusu kim imiş?

selçuk olabilir mi?

otto dedi ki...

evet park tabiiki her daim tercihimiz fakat ben artık aldanmam o yalancı güneşlere. ya da sıkı fıkı giyiniriz çok şarap içeriz, o olur.

bir de sohbet derinleşirse... derinler sıcak olur.

ah sabahat abla ile ilgili olarak: otostopla binilen arabada müslüm gürses dinlenme ihtimalinin yüksek olduğu bir memlekette, ağzımızın tadına layık, yolu meşk edecek ufak raslantıların şarkısı olabilir mesela. hatta olmuştur elbet.

sus dedi ki...

bakalım yolda neler olcak...
ama otto, yarın sıcak olcak:) çok şarap içeriz olmadı olmadı da derinleşiriz...gerçi ben artvinli selçuk ilen en son derinleştiğimde hoş olmamıştı:) ama olsun o da olur hayat bu...

selçuku dün gördüm şerefsiz si bemol klarnet almış dediğine göre de çalıyomuş, yanında mı bilemiyorum ama gelcek mi onu da bilmiyorum ama gelirse herhalde bir şahane olur...

hadi bakalım yarın görüşürüz ama çok erken olmasın; amagüneş ille de güneş olsun, olsun! yaşasın newroz, ekinoks bayram bayramları delilerin bayramları:)

Not: beni de sahipsizlikleri çok acıtmıştır.

sus dedi ki...

cohen unuttuk cohen unuttuk!

sus dedi ki...

hatta jeff buckley haleluya dersem bi taş üç-beş insan ısısı eder mi? hep bir ağızdan haleluya haaaleluuuu-luya