26 Ağustos 2010 Perşembe

belki bir sayfa da benim için...

beni bir kalabalığa soruyorsun. tek başınalığın bir sert demir parçası gibi, fırlatılacak kadar büyük değil, morluklarını geçirecek kadarsa soğukluğu kalmamış, ne bir hurdacıya satabilirsin artık onu ne de bir köşesine koyabilirsin evinin, hiç giymeden sakladığın gömlekler gibi asılı kalacak işte dolabının bir ücrasında.

beni bir yokluğa soruyorsun. bugün sahip olduğum ne kadar olumsuz ön ekim varsa ellerinden tutup bir çocuk parkını yağmalatıyorsun, bir abi, bir yaşı geçkin abla oluyorsun arsızlıklarına.

bir şeyler karalıyoruz ömürlerimizin en kalabalık yerlerine, mor çiçekleri konuşuyoruz. çocukları, atari oyunlarını, yazdıklarını ve durmadan yazacağını söylediğin hikayelerini konuşuyoruz.

bu akşam yağmur yağmasın, bu akşamı biz yağalım. masalara ve odaları yağalım bu akşamı. ne hikayeleri konuşalım ne de geçmişi, defter sayfaları gibi yırtıp atalım kendimizi, tek damla kanımız akmasın.

tombul ayaklarıyla bir kadın ağır ağır yukarılıyor yokuşu, gelişini kolaylamış, çocuklarını büyütmüş, büyük oğlana öğretmen bir kız arıyor, hemşire de olurmuş, vesikalık fotoğrafı cüzdanında değil cebinde taşıyor ki hemen çıkarabilsin kadın günlerinde.

mahalle sonbahara hazırlanıyor, sonbaharda da yapsak ya temizliği, yoksa soğuk mevsim diye mi mesafeli duruyoruz sonbahar-kış işlerine? bunu da konuşalım bu gece olmaz mı?
bir tarafından tut bu hikayeyi, belki bir sayfa da benim için yazarsın.

msd
ağustos2010ankara

6 yorum:

masal dedi ki...

Yine güzel bir yazı okudum,teşekkür ederim.

selçuk dedi ki...

teşekkürler

Elif Gizem dedi ki...

Neden her yazını okuduğumda yüzümde buruk bir gülümseme kalıyor ve silinmesi zaman alıyor...

selçuk dedi ki...

senin yazdıkların da bana aynını yapıyor ...

Elif Gizem dedi ki...

Ne mutlu bize öyleyse. Hissettirebiliyorsak böylesine...

selçuk dedi ki...

güzel evet. o zaman yazmaya devam...