3 Eylül 2010 Cuma

tek yön

soğuk…

Mevsimle alakası kalmamış günün. yazmak susmaktan farklı değil gibi geliyor böyle zamanlarda.. tutarsızlığını hissettiğim bütün yol ayrımlarını seslere bölüyorum. Uygunsuz bir hikayenin ortasındayım, kahve ile şehir arasında bir yerlerde… Yaz başında sesi tutulmuş meydanlar geziyorum, insanlar meydansız kalıyorlar kendisi olamayan şehirlerde… Birileri sürekli sorular soruyor, susmakla yürümek arasında sıkışıp kalıyorum, yüzümdeki karışıklık hiç bir bilmeceye cevap olamıyor böyle günlerde… Kendimi bir anlaşmazlık yüzünden terk ediyorum…

yol…

İki şeyi düşünüyorum. bütün şey leri iki şey le türetiyorum sonra… olduğum şey olacağımı sandığım şey i sobeliyor, yol(cu)luklarım ben i bulandırıyor böyle zamanlarda… Aklımı bir taşıta yüklüyorum tedirgin bir cisimleştirme çabasıyla , kimi en çok seviyorsam onun yanında kalıyor sıcaklığım, aklımı resmedecek bir tual bulamıyorum… Uzakları ve yakınları anlatıyorum çocuklara, şarkıları ve tarih yazıcıları, yollar uzun sürüyor, gitmeyi kalmaktan çıkardığımda geriye bütün bir hikaye kalmıyor… kendimi sabırsızlığım yüzünden terk ediyorum…

kitap

çantalar dolusu kitap boşaltıyorum denize rüyalarımda, bir doldurma yol, bir nefes aralığı yaratabilmek için, asma katlar çıkıyorum tedirgin uyku(suz)luklarıma, benim olmayan nöbet ler geçiyorum yaz tutulmalarında… Tuttuğum şarkıları kimseler ezbere bilmiyor. Yüzüm diyorum, ellerim acıyor, bağırmakla boğuşmak arasında kararsız kalıyorum, kedi ikinci intiharına hazırlanıyor… Geç alınmış bir haber sonrasına ilikliyorum mevsimi, içim yaz oluyor saçlarım alkol ağırlığı… kendimi kalabalığım yüzünden terk ediyorum…

masal

saat gecenin geç i… anahtarlarımı çıkarmaya üşenip arsızlığımla açıyorum kapıyı… tanıdık bir ses, ufacık bir ipucu arıyorum salonda, cinayetime sebep bulamıyorum eski bir film afişinden başka, öylece çöküveriyorum kanepeye, kedi bir bardak rakı daha getiriyor… bu sefer diyor yalnız benim için iç, sonra çöküveriyor çocukluğumun üzerine… uyumaya yakın annemi anımsıyorum… hep son haliyle geliyor gözümün önüne, bulanık, tanıdık, gözlerimi siliyorum, susuyor, aynı yeşillikte uzatıyorum yüzümü dizlerine… yaşlanmakla yıpranmak arasında şaşırıyorum… anlattığı masalları düşünüyorum, geceleri uyanıp nefesini dinlemelerimi, sahipsizliğimi kabullenmelerimi soruyorum, gözlerimi silecek bir bahanem kalmıyor… annemi düşkünlüğüm yüzünden terk ediyorum…

kedi

arsız bir varolma alışkanlığıyım, tek hecelik isimler türetiyorum gece yarılarıma… gecelerimi sevmiyorlar, başka adamları arıyorlar telefonlarıma, susuyorum. içtiğim ilk sigarayı arıyorum, telesekreter çıkıyor, doğumumdan kalan lekeleri soruyorum arkadaşlara ’yüzün’ diyorlar, doğduğun gün yanındaydı… susuyorum… kedi bir bardak rakı daha getiriyor… kediyi bir suskunluk yüzünden terk ediyorum…


msd/ankara

8 yorum:

pepper furnival dedi ki...

cok sevdim bunu! ''kimi en çok seviyorsam onun yanında kalıyor sıcaklığım''
bazen sebepsiz yere içimin titremesi bundardır belkı, kimbilir...

selçuk dedi ki...

kimbilir...

Çınar dedi ki...

Harikasınız

Çınar dedi ki...

devam

yarım yayınladım:)
Yazacak yorum bulamıyorum yazılarınıza daha önce de söyledim ya, yazmasam da düşüncelerimi, bütün yazılarınızı okuyorum hem de defalarca ve hepsini de harika buluyorum.

Yüreğinize sağlık

Sevgiler

selçuk dedi ki...

Teşekkür ederim,
aslında tuhaf hissettim ama sizin bloğunuzdan ulaşamadım size.

teşekkürler tekrar.

EzoNe dedi ki...

Geç alınmış bir haber sonrasına ilikliyorum mevsimi, içim yaz oluyor saçlarım alkol ağırlığı… kendimi kalabalığım yüzünden terk ediyorum…


Bütün bunlar çok fazla...

selçuk dedi ki...

fazla evet...

Elif Gizem dedi ki...

"Saat gecenin geçi" iken yaz hep sen... Gece kadar güzel düşüyor kaleminden cümleler.