15 Haziran 2010 Salı

cumadayım dönücem...

Ağzım kanıyor, böylesini beklemiyordum! Sonrası sözün durgun yankısı,ağzımda kanayan…Başka bir yataktayım, benim, dinlemiyorum hikayemi. Cami önünde tipiye tutuluyor aşk, ben o sırada duvara işiyorum…
Köpek gibi içiyorum, boğazım yanıyor. Kendimi bulamıyorum gecenin yarısı, eski sevgilime derdimi anlatamıyorum, telefonu yüzüme kapatıyor!Eskiden de hiç cesur değildi zaten.
-çok yalancısın!
-…ne olmuş biraz olmayana öykündüysem! İki bardağın da promili aynı değil mi?...Şimdi sen aynı şeyi içip,cbenden daha dürüst olduğunu mu söylüyorsun? Sen çık ben kalıp biraz daha konuşacağım…


Aramızda Ben Varım Hikayesi….


Benden nefret ettiğini söyledi. Benden nefret ediyor oluşunun üzerimde bir etki bırakmasını bekledi. ’ben de..’ dedim… ’ben de kendimden nefret ediyorum’… biraz papatyaya vodka doğradım, içtim… Bardak halının üzerinde, bayağı bayağı içtim yani, radyoda bi’ şeyler de çaldı ama dinlemedim…

Ben ayıldığımda o sarhoştu,sonra ben yine sarhoş… ’Seni terk ediyorum’ dedim, umursamadı… Dönüp dolaşıp ona döneceğimi biliyor..’Kendine gel..’diyor, kendine gelinen evde yok ki! ’Ben bi arkadaşa bakıp çıkacaktım, sen kendi ellerinle yumuldun yüzüme’..dedim,güldü…Uyandım…


Ekseni Bozuk ( Ya da Seni Kendime Sakladım ) Meselesi…


Hoşça kal diyor… Neye ve kime göre? Kendime göre olsa, üstümü değiştirmeye üşenip evde denediğim gömleklere benzeyecek, üstüme oturmayan…Geri götürülmeye de üşenilecek, yazık olacak…Ona neden sorular sormadığımı anlamayacak, bir kalıba, bir anlama, bir ünleme, bir yalnızlığa, bir can sıkıntısına, bir şeylere yoracak, benim üzerimden kendi kadınlığına politika yaparken beni unutacak. Ben çoktan huysuzlanmaya başlamış olacağım, gözüm paydos saatinde…


Mektupların Bende Kalmış…Anahtarlar Hala Sende mi?


İyice sarhoş olduğumda sana tekrar göz koyacağım. hangi deniz kendi iskelesini umursar? hangi çocuğun bisikleti mağazadakinden daha güzeldir, hangi tokluk açlık kadar şiddetli olur? Bütün bu soruların tek cevabı olacaksın,içeceğim… Köpek gibi ısıracağım kendimi, hep o vitrindeki bisiklet olacaksın, hep benimkinden güzel, hep başkasının… Hal bu ki; ben bu zamanın bütün taşıtlarına bizzat binmişimdir.
Sıradanlığını görmezden geleceğim. Sırf güzel bir hikayem olsun, yaz sarhoş etsin, yalandan bir sızım olsun diye büyüttükçe büyüteceğim seni, sonra yazın şeklimi değiştireceğim, anlatım bozukluğuma örnek teşkil edemeyeceksin.


Bana Bir Sır Ver Çok korkuyorum….


Yalan söylüyor oluşumla doğru bir yalakalığın arasını yalamaya çalışıyorsun, rengin hep gri! İçtikçe içiyorsun, senin derdin yaşadığın ama…(hep başa dönen anlamsız bir şarkı…) ya yazıp, inanmaya çalıştığın hikayenle! boşuna bana hesap ödetmeye çalışma, ben bu fondipleri sen istiyorsun diye yaptım! Yani eksik aşk maceran, etik, ahlak, düzen, şefkat, onur, utanç adına ki bunu bile kabulden korkarak… kaçıp duruyorsun ama yanıp tutuşuyorsun ihanet için… için için aldatıyorsun her şeyi ve herkesi, sonra da bana yalancı diyorsun.. benim ne bok olduğumu herkes biliyor, kendim bile!
İşim bitti, tüpü de açık unutmuşum, ufak bir kundaklama işim var evde, bekleyemeyeceğim yani seni. Ama sen uğramak istersen egolarını, ihanetlerini, yalanlarını ve şat bardaklarını da getirmeyi unutma, rulet oynarız…Ben sana korkak derim,sen bana piç kurusu! En çok dayanan kurşunu ısırır, ya da seviştiğimizi farz ederiz…tırnaklarımın sırtını çizdiğini unutuyorsun!
Sen bir ağaçsın, cinsini değilse bile kokusunu bildiğim,’orman’ inancın beş paraya düşmüş gözünde…bir düşün şimdi; orada kök tutabileceğine emin misin?


Cuma’dayım Dönücem…


Bütün bu olanlar aslında tek bir mektubun sonuna sığdırılabilir. Kanatamıyor ki yaşanılanlar hiçbir günceyi. Ben toz toprak bir sinir krizini boğazlıyorum bu gece, yaşadıklarım yaşayacaklarıma çelme takıyor, bileklerimdeki kesik izlerimi gösteriyorum flu bir mutluluğa ki; varolan ne varsa adını benim koyduğum konusunda hemfikiriz.
Büyütesim geliyor seni, hiç yoktan aşık olasım hiç umurunda olmadan, sırf laf olsun diye dokunaklı intihar mektupları yazasım…sonuna kadar rezil, sonuna kadar riyakar olasım geliyor. Kapıya bakıyorum, gelen giden yok…
Kapına mektuplar bırakıp gizliden kapıyı açışını izlemek istiyorum. Zarfın içine mektup yerine gece koyduğumu unutuyorum, Nerde hata yaptım diyorum, matematik değil miydi yoksa? ben mi yanlış anladım?
Sana kocaman laflar edesim geliyor, okuduğum bütün kitapları anlatmak, sustukça susmak geliyor. Seni yalan yapasım, aklıma takasım geliyor, böyle garip, anlamsız, gereksiz bir hikayede tırnaklarımı saçlarına sokasım geliyor. Bana yumruk atmanı diliyorum, sert bir cisimle yaralanmak istiyorum senin tarafından, faili sen bir mutsuzluk istiyorum senden, sırf rakı kafayı bulsun diye…


Gündüz Gelme…Evde Ben Varım…


Yüzüne baktım, gerçek olmayan bir şey var yüzünde, zoraki bir sabah gülümsemesi, ’yani ne gerek vardı canım,bi daha böyle içmicem’’ in bıkkınlığını yakaladım, utanmadım ama fotoğrafa da hiç yakışmadım. Uyudum,geçti. Uyandığımda aynı adamdım. Aslında ben ne zaman linç etmek için uyansam bir önceki gecemin düşlerini ,önce saçlarımı tararım! Gençliğimden saklanmış bir acı gerçek, bir dip_not ararım, birileri bir şeyler bırakmış, yanımdan gitmek zorunda kaldığı için üzülmüş gibi hissetmek isterim. Odamın içi el değmemiş bir olay mahali, suçlulardan biri ben, diğer taraf kapı-duvar…gelen giden üstünü giyinip çıkıyor.
Seni odada rehin tutmak, yatağa bağlamak, bağırmaman için tehdit etmek gibi sapıkça fikirler de geçiyor aklımdan ama ‘yok artık!’diyorum! Yine de sert bir cisimle yaralanmak istiyorum senin tarafından!
Bir hikaye istiyorum, sadece beni ilgilendiren. Sana düşkünlüğümse filmlerdeki kadınlara en çok senin benzemenden…Seni kıskanmak, sesin yüzünden saçma sapan dağılmak, burnumun ucunu alkole batırmak istiyorum. Köpek dişlerimi bileyip kendime saldırmakta istiyorum…Bir gece yarısı kendimi arayıp derin derin solumak bile istiyorum çoğu zaman…
Senin dilini çözemiyorum çünkü sen Marvel’lisin. Ben doğma büyüme buralı ama aslen Fransız’ım dünyaya…Karşında kendim gibi tek bir cümle kuramamış olmak sinirlerimi bozuyor, tenin aklımı karıştırıyor, beni bir anda o en aptal, en ergen halime dönüştürüyorsun, çünkü gözlerin Moğol, ellerin kadın kokuyor. İçip içip neden böyle davrandığından bahsediyorsun, hem de gözümün içine baka baka ve davranılanın ben olduğuma aldırmadan. Yazılan ve söylenen her şeyin bozuk bir silahın sarpacığı gibi sallanmakta olduğunu sen de biliyorsun hatta sarpacıkların saat aparatları olduklarını da ama sormaya bile tenezzül etmiyorsun. Biliyorum;biz oyun arkadaşıyız…
Yazacak çok şey var, maalesef yazılamayacakta. edebiyat kaygılarımız, zarflamaya üşendiğimiz yalanlarımız, diktirmeye kıyamadığımız bilek kesiklerimiz de var ama biraz daha derin kesiklere meyil etmek cesaret istiyor… İkimiz de çok nariniz, hiçbir şeyi hak etmiyoruz! Yine de güzel oluyor, sabahı kötüyse de, alkolü ve gecesi güzel oluyor. Yine geleceğim, o açıklanamaz kokuna ve yüzüne tekrar yakın olabilmek için…

6 yorum:

Lou Salome dedi ki...

Kaleminize sağlık, çok güzel olmuş..

selçuk dedi ki...

teşekkür ederim Lou.

Ful yaprakları dedi ki...

"Ben doğma büyüme buralı ama aslen Fransız’ım dünyaya"
Pek çok yazını beğendim, ama galiba son zamanlarda en çok bu yazını.
beynine sağlık.

Sittirella dedi ki...

Not düşüyorum;
Okudum.
Kelimelerin destan yazmış orada, ben burada yorum yapsam ne yazar?

selçuk dedi ki...

Sittirella;
çok teşekkür ederim.

selçuk dedi ki...

Sevgili Ful;
takip ettiğini bilmek çok güzel,güzel söylerin için de çok teşekkürler ama sen eskisi kadar yazmıyorsun,sabahları ekran boş kalıyor açtığımda .