28 Haziran 2010 Pazartesi

ışıklar açık kalsın

bütün gece sona varmak için çırpınıp durdum, asla benim olamayacak bir hayalin peşinde, peşin ödenmiş bir ayrılık diyetini azarladım sabah olurken...
sen aslında bir suskunluksun, aklı karışık bir kedi çıkmazısın şehrin karanlığında... yitirilmiş bir bekleme durgunluğu, yeni yeşermiş bir yaşamak umudusun kar yağarken hiç yürümediğin sokaklarıma...
bana beni anlat bu gece, ben anlatamıyorum sesime kendimi... mutluluğa hazırlıksız yakalanmak gibi yapışsın avuçların yüzüme, bana yüzümü anlat bu gece, ya gel ya git n’olur ya da gitme ama aralarda bırakma beni.... korktuğumuz geceler ışıklar açık kalsın, bilmediğimiz şarkıları dinleyelim sabaha kadar, sen ben ol, ben mıster spak, beni bu gece geceye bırakma nolur...
rengi kendinden geçmiş, aslı zaten kayıp bir hikayeyi anlat bana, imla hatalarına aldırmayalım bu gece daha fazla...
bir, iki, üç... saymalarımı anlat bana... yapamadıklarımı söyleme bu gece... sana verdiklerimi çıkartıver çantandan, tedirgin durma, daha fazla yaralama beni gitmelerinle, zaten sustuğumdan daha fazlasını anlatamıyorum sana... duruyorum ve uyanıyorum, yağmurlar uzak, mevsim izin vermiyor bir doğa olayının anlatım bozukluğuma sebep olmasına... beni benimle seyrelt bu gece, olmak istemediklerimle öldürüp, sakladıklarımla sobele içindeki kadınlıkta... beni sıyırıp at bu gece teninden, bütün hikayelerinde kötü adam yap gün ışırken... sevdiğin o şarkıdaki gibi sev beni bu gece... akıcı bir suskunlukta boğ ya da sadece çocuk de...
aklı karışmış bir hatıra defteri, tarih bilinci zayıflamış bir ilk gençlik nöbetidir sana anlattıklarım... adını senin koyduğun, yıllardır yüzüne bakılmamış ağacımızın cinsi neydi onu söyle bana... bana bu gece beni sevmelerini anlat yoksa gideceğim... unutturacağım kendimi kendime bile... beni benimle yamala bu gece... yazdığım son şey ol, bu geceye düşülmüş son tarih, aklıma kazınmış son pişmanlık ol ışıklar loşlaştırılırken gidelim evlerimize artık diye... yanında olmanın ayrıcalığını unuttur bana, sevmelerimin sadece benden çalındığını söyle, sana verilecek son sözün arsız telaşını yaşat bana.... beni eksilt, bana beni ver bu gece... sadece beni... sana verdiğim beni...
ne çok ne de az, kararında bir eksiklik ver bana, istediklerime aldırmadan, ihtiyacım olan kadarına terket beni, yüzümün kanamasına aldırmadan bırak beni, gittiğin yerde mutsuzlukların olmasın bu gece...
ellerine sustuğun o adam ilacın olamaz ben bu satırları kanatırken sana... son mektubum olsun bu, ellerime sen bulaşmasın daha fazla...
bırak beni, dilediğim gibi susayım, sana hikayelerden, okyanuslardan ve kuşlardan bahsedeyim... bildiğim duaları tekrarlayayım, sadece senin sesinle çözülecek bir bilmece bırakayım sana... susarsan düşerim, düşersem biter hikayemiz akşam saatlerinde, dar vakitlere sıkışır bakışmalarımız, gelmeyişlerini anlatamam kediye rakı sofralarında...
en iyisi gelme artık, beni bu evde bırak, ya da beni bu eve bırak... yaşayabilmem için bir şans ver bana, devam edebilmem için bir sebep, gülebilmem için bir sen bırak... durduğun yerde depremler olmasın artık biz’ e dair... sevdiğimiz kitapları okuma sarhoş sevmelerine, benden ne varsa karanlığına göm, cevaplarımız bize kalsın, sen bana kal, ben sana kuş sesleri getireyim yolculuklarımdan çaldığım...


inanmadıklarımı anlat bana, sen yokmuşsun gibi... radyoda zerdalili bir şarkı çalsın, sevdiğin tarçınlı çaylardan yapayım, balkon soğumasın kar yağıyor diye... ya da bırakalım ne olacaksa olsun bu gece... nasılsa yoksun... komşu tedirginliğidir en fazla yaşayacağımız kar yağarken balkona...

6 yorum:

öykü dedi ki...

kedı cıkmazına bayıldım

Hacivat dedi ki...

Zerde yemek gerekli zamansızlıklarda.

selçuk dedi ki...

öykücüm,
sen kedileri çok seviyorsun.
ondandır değil mi?..
sevgiler

selçuk dedi ki...

hacivat
bir şey gerekli
hem de zamanlı zamansız yapılası bir şey
ama zerde, ben yemedim ki hiç.

Hacivat dedi ki...

Tatmadan ölme derim nefretle sevgi aynı kaptadır...

selçuk dedi ki...

en kısa zamanda o zaman