16 Haziran 2010 Çarşamba

Şarkılar seni söyler

Yılanlı ve ırmaklı rüyalardan uyandım, mutfak savaş alanı…bir hikayenin gelişme mekanı olabilmek için çok dar, yüzünü unutturabilmek içinse geniş, yüzümüz seyyar bir hayat çizelgesi kış saatlerinde… denizsiz bir kentte taze balık yüzsüzlüğüne vuruyoruz sessizliğimizi.
Baygınlık geçirir gibi dalıyorum uykularıma, soluklarım düzensiz, ışıklar açık kalmalıydı… Hala aynıyım desem yeridir…
Kar bekliyorsun yağmıyor, otobüsler kalabalık, dumanını sevmiyorsun kentin, aklın yol seyirlerinde… Bir mutsuzluğu gülüşüne ilikliyorsun, ben bile bırakıyorum gece yarısı yazmalarını ‘’gülmelerin’’ üzerine… kim olduğunla değil ne olduğunla inatlaşıyorsun, olabildiklerinin toplamı bir emanet yapabilsin istiyorsun, dip sularında kayboluyor kabul günlerinin sıcaklığı…Yeni ‘dil’imle bir hikaye yazıyorum sana, kediyle sen ıslanıyorsunuz… Seni bir kedi yüzünden terk ediyorum sevgilim…


Daha Mutlu Olamam,

Şehrimizin arabeskini gezdiriyorum konuklarımıza…

-Her bütçeye uygun ihanetlerimiz vardır. Vize işlemlerinizle arkadaşlar ilgilenecekler!
…Elime geçen her türlü yorgunluğu nakite çeviriyorum, gayr ı meşrusu elime yüzüme bulaşıyor. Eve sürekli iş getiriyorsun biraz daha ‘sen’in derdindeyken ben… Seni salataya zeytin koyduğun için terk ediyorum sevgilim…


...

‘İnanmamıştın aşkın
bir elbise hırsızı olduğuna
ama köşesinde
kedinin uyuduğu bir yatakta
çırılçıplak bırakmıştı
her ikimizi de.’
Sunay Akın(Elbise Hırsızı)



Bu Hikayeyi Seninle Boğacağım…(içi dışı,altı üstü,önü arkası..)

Kendimden bir miktar ‘sen’çalıp aşka kaptırıyorum kumar masasında… Anlattığın öyküleri çocuklara anlatıyorum kaynağını gizli tutarak sonra. Gecenin bitişinde en çok konuşan ben oluyorum, bir tedirginlik nöbetidir geçip gidiyor tutulmalarım… Sana gezegenleri yazıyorum ve anlamsızlığını uçulamayacağına inanmanın… Gülüyorsun… Seni ‘serim’lerin yüzünden terk ediyorum sevgilim…


...


‘sonra boşuna çizdim karanlığa resmini
boşuna…ezberleyip hasreti…
oysa nasıl istersen öyle gebertebilirdin beni
nasıl istersen…
artık sulara k(atalım) aşkların yetim rengini!
Yılmaz Odabaşı(Aşkların Yetim Rengi..)


…Sonra boşuna sordum arkadaşlarına yerini…
Çok ertelenmiş bir hoş geldin partisi hikayemiz, konuklar sıkkın, yerlerini beğenmemiş yalnızlıklar, her türlü paylaşımdan karsız ayrılmışız, tutmuyor ayın sonunu ‘aşk’laşmalar… Başladığımız her cümle anlatım bozukluğuna dönüyor, bütün saatler gece olduğunda son vapuru kaçırıyor. Bana yazdıklarını çatı katımda unutuyorum, yeni mektuplar beni tanımıyor. Anlatılan her öykü yeni sesleşmeleri işaret ediyor, seni soğuk alınganlığım yüzünden terk ediyorum sevgilim…


...


Eklemlerim ağrıyor, romatizmama hoş geldin…

Kek yapmayı yeni öğrenmiş bir aşçı çırağıyım düş pastanenin kirli mutfağında.. krem şantiyi oldum olası sevmem! En iyisi biz kurabiye kenarı kıtlamakla başlayalım ayrılığımıza… Ya da kediye söyle bi büyük kapsın bakkaldan… Canımın yarın işe gitmek istememesi ihtimalini göz önünde bulundurarak bir ‘gün planlaması’ yapıyorum saman kağıdından, komodinin üstündeki fotoğrafının arkasına da bir not düşüyorum en sevdiğin kalemimle; aşk, bir sözlük tanımlaması değildir benim lugatımda … Seni ‘düğüm’lerin yüzünden terk ediyorum sevgilim!



...


‘…kimse aşkı bağışlamamalı…’
Küçük İskender(tarot)

…hiç bir yaşanmışlık pazarlık konusu sayılmazdı o kıyılarda ve şarap içmek mecburi bir başkalaşma biçimiydi ilk buluşmaların… Biz sesimiz ve toplamımızın adrenalin potansiyeli oranında kendimizdik. Aklımızdan geçenler bir eylemleşmeye sebep değildi, çocuktuk… her parkta bir oturak sahiplenirdik ve mahallenin gündemi ezici üstünlükle şampiyon olurdu her çift kale toprak saha kalkışmasında… Pencerelerde kar, kıyılarımızda mayınlar olurdu her aşka yeltenmemizde, korkaktık… Seni ‘sebep’lerin yüzünden terk ediyorum sevgilim…


...

…bu çocuğa senin adını veriyorum çünkü seni seviyorum, evet…

…Şu listeyi değiştiremez miyiz? hep aynı sevgiliyi bıçaklıyor melodileri…Ya da evlerinize gidin artık size eskiden beri kanım ısınmıyor. Arka oda kilitli, eski sevgilimi gömdüm parkelerin arasına! Spatulayla yontulmuş bir gün ortasıyım ceza sahalarınızda belki de yüzüm bu yüzden bu kadar tanıdık. Yüzüne botoks mu yaptırdın sen!?...Seni kesinlikle hormonlarım yüzünden terk ediyorum sevgilim…

4 yorum:

Lou Salome dedi ki...

Bu yazıya içilir yahu:D

selçuk dedi ki...

:)

Sıradan Bir Sazan dedi ki...

Lou'ya katılıyorum, bi solukta okudum ama malesef gündüz gözü ile okudum... Bi de akşam okuyacağım, sevgiyle...

selçuk dedi ki...

gün ışığı değiştiriyor sanırım haklısın..sevgiler.